01 Blog
25-02-25
Yasaklanmış (Memnu) Hakların Geri Verilmesi

Yasaklanmış hakların geri verilmesi, bir suçtan dolayı mahkûm olan kişilerin, cezalarını çektikten sonra belirli koşullar altında kaybettikleri haklarını geri alabilmelerini sağlayan hukuki bir düzenlemedir. Bu kurumun temel amacı, yitirilen hak ve ehliyetlerin, koşulların gerçekleşmesi hâlinde iyi halli hükümlüye yargı yoluyla iade edilerek topluma yeniden kazandırılmasını sağlamaktır.

YASAKLANMIŞ HAKLARIN GERİ VERİLMESİ NEDİR?
Yasaklanmış hakların geri verilmesi, bir suçtan dolayı mahkum olan kişilerin, cezalarını çektikten sonra belirli koşullar altında kaybettikleri haklarını geri alabilmelerini sağlayan hukuki bir düzenlemedir. 

Yasaklanmış (memnu) hakların geri verilmesi kurumunun amacı, yitirilen hak ve ehliyetlerin, koşullarının gerçekleşmesi halinde iyi halli hükümlüye yargı yolu ile geri verilmesini sağlamaktır. Bu yasaklılık ister Türk Ceza Kanunu'ndan, isterse özel bir kanundan kaynaklansın, "kamu hizmetlerinden yasaklanma", "memuriyetten mahrumiyet", "seçme ve seçilme hakkından yoksun kılınma", "yasal kısıtlılık altında bulundurulma" gibi gerek bir mahkumiyetin doğal sonucu gerekse ceza şeklinde hükmedilen her nevî ehliyetsizliklerin yasak hakların geri verilmesi yoluyla bertaraf edilmesine hukukumuzda bir engel bulunmamaktadır. 

5237 SAYILI TCK VE YASAKLANMIŞ HAKLARIN GERİ VERİLMESİ
5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'na göre, hapis cezasına mahkumiyet sonucu bazı haklar otomatik olarak yasaklanır. Ancak bu yasaklar süresiz değildir. Hapis cezasının infazı tamamlandığında, hak yoksunluğu da kendiliğinden ortadan kalkar.

5237 sayılı Türk Ceza Kanununda, belli bir suçu işlemekten dolayı cezaya mahkumiyetin sonucu olarak ömür boyu devam edecek bir hak yoksunluğuna yer verilmemiş ise de, Türk Ceza Kanunu dışında, halen yürürlükte bulunan kanunların belli bir suçtan dolayı veya belli bir cezaya mahkumiyete bağladığı süresiz hak yoksunluklarının mevcudiyetini koruması nedeniyle yoksunluğun giderilebilmesi amacıyla yasaklanmış hakların geri verilmesi yoluna gidilebilecektir. Burada hükümlünün mahkumiyetinin, mülga 765 sayılı ya da yürürlükteki 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu veya ceza öngören özel kanunlara dayanmasının bir önemi bulunmamaktadır.

TCK m. 53’te düzenlenen belli hakları kullanmaktan yoksun bırakılma, kasten işlenen bir suçtan dolayı hapis cezasına mahkûmiyetin kanuni sonucu olarak ortaya çıkan bir güvenlik tedbiridir. Bu güvenlik tedbiri kapsamında kişi, hapis cezasının infazı tamamlanıncaya kadar bazı hakları kullanamaz. Örneğin kamu görevi üstlenemez, bazı seçime veya atamaya tabi görevlerde bulunamaz, dernek, vakıf, sendika, şirket, kooperatif veya siyasi parti tüzel kişiliklerinde yönetici ya da denetçi olamaz; kamu kurumunun veya kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşunun iznine tabi bir meslek veya sanatı kendi sorumluluğu altında icra edemez. Bu hak yoksunluğu, mahkûmiyetin TCK m. 53 bakımından doğurduğu geçici ve infaz süresiyle sınırlı bir sonuçtur.

5237 sayılı TCK'ya göre, kasten işlenen suç nedeniyle hapis cezasına mahkumiyetin kanuni sonucu olarak doğan hak yoksunluklarını (güvenlik tedbiri niteliğindeki belli hakları kullanmaktan yoksun bırakılma) cezanın infazının tamamlanması, yani bihakkın tahliye tarihi ile kendiliğinden sona erecek şekilde düzenlemiştir. Yani hapis cezasının infazı tamamlandığında hak yoksunluğu otomatik olarak sona erer. Bu nedenle kişi, TCK m. 53 kapsamında hak yoksunluğuna tabi tutulmuşsa, hapis cezasının infazı tamamlandığında bu hak yoksunluğu ayrıca bir mahkeme kararına gerek olmaksızın sona erer. Yani infaz tamamlandıktan sonra kişi, TCK m. 53’ten kaynaklanan genel hak yoksunlukları bakımından yeniden haklarını kullanabilir. Şirket yöneticisi olabilir, dernek veya vakıf yönetiminde görev alabilir, TCK m. 53’ten kaynaklanan genel sınırlamalar bakımından kamu görevi yasağının devam ettiği söylenemez. 

Şartlı tahliye ise İnfaz Kanunu gereği cezanın belirli oranda çekilmesiyle sağlanan bir tahliye imkanı olup, TCK m. 53 kaynaklı hak yoksunluklarını otomatik olarak sona erdirmez. Bu hak yoksunlukları için ayrıca memnu hakların iadesi prosedürüne veya mahkeme kararı almaya gerek yoktur Ancak, uygulamada hükümlülerin bu durumu resmi olarak tespit ettirmeleri, hak kayıplarını önlemek açısından faydalı olabilir. Yargıtay 11. Ceza Dairesinin 20/11/2013 tarihli ve 2013/11492 esas, 2013/17318 karar sayılı ilâmı ve benzer ilâmlarda belirtildiği üzere, hükümlülük kararında açıkça belirtilmese dahi mahkûmiyetin doğal neticesi olarak yasaklanan hakların geri verilmesi talebinde bulunulabileceği açıkça belirtilmiştir. 

Yargıtay 3. Ceza Dairesi 25/12/2025 tarih ve 2025/3350 Esas, 2025/29841 K sayılı kararında, somut olayda hükümlünün “hak yoksunluğu ve yasaklanmış hakların bulunmadığına dair tespit” talebinin, TCK m. 53/2 gereği cezanın bihakkın infazıyla birlikte otomatik olarak hakların geri kazanıldığı gerekçesiyle reddedilmesi gerektiğini, ancak yerel mahkeme ve istinafın bunu yerinde olmayan bir gerekçeyle yaptığı için kararı bozmuştur. Bu karar, TCK suçları bakımından TCK m. 53 kaynaklı hak yoksunluklarının bihakkın infazla kendiliğinden kalktığını ve memnu hakların iadesi kurumunun (13/A) sadece TCK dışı özel kanunlardan (aşağıda sayılı) kaynaklanan hak yoksunlukları için geçerli olduğunu açıkça ortaya koymaktadır. Yargıtay bu kararında, kanunun lafzına ve amacına uygun olarak mevcut yasal ayrımı somut olayda doğru şekilde uygulamıştır. (Yargıtay'ın benzer kararları için bkz. Yargıtay 16. CD'nin 09.3.20217 T., 2016/3659 E., 2017/1056 K.; Yargıtay 16. CD'nin 2016/6554 E., 2016/7745 K.) Bu kararın önemi, yasaklanmış hakların geri verilmesi kurumunu genişletmesinden değil, TCK m. 53’teki hak yoksunluğunun infazla sınırlı olduğunu teyit etmesinden kaynaklanmaktadır. Bu karar, özel kanunlardan kaynaklanan mahkûmiyet engellerini otomatik olarak ortadan kaldırmamaktadır. TCK m. 53 güvenlik tedbiri ile Adli Sicil Kanunu m. 13/A’daki yasaklanmış hakların geri verilmesi müessesesi birbirinden ayrı hukuki kurumlardır ve somut olayda hangi kurumun uygulanacağı, hak yoksunluğunun kaynağına göre belirlenmelidir.

Yargıtay 16. Ceza Dairesinin 09.03.2017 tarih ve 2016/3659 E. 2017/1056 K sayılı ilamında “5237 sayılı 53. maddesindeki düzenleme ve Adli Sicil Kanununun 10. maddesinin gerekçesi birlikte değerlendirildiğinde TCK’nın 53. maddesindeki 5 ve 6. fıkralarındaki suçlar yönünden konulan istisna saklı kalmakla birlikte, ceza mahkumiyetinin kanuni sonucu olarak yasaklanmış haklar, cezanın tamamen infazına kadar sürecektir. 5237 sayılı TCK’daki suçlar yönünden yasaklanmış hakların iadesine karar vermek zorunlu değildir. Ancak, uygulamada hapis cezasına mahkumiyetin kanuni sonucu olarak bir kısım hakların kullanılmasına sınırlama getirildiği bilindiğinden, bir tespit kararının verilmesi hak kayıplarına ve mağduriyete sebebiyet vermemesi açısından yararlı olacaktır. Hükümlüye 5237 sayılı TCK’nın 314/2, 3713 sayılı Yasanın 5 ve TCK’nın 62. maddeleri gereğince verilen 6 yıl 3 ay hapis cezası 06.06.2015 tarihinde infaz edilmiş olduğundan, TCK’nın 53. maddesi gereğince hükümlünün cezasının infazından sonra hak yoksunluğunun bulunmadığının tespitine,” karar verilmesi gerektiğinden bagisle Yerel Mahkeme kararı bozulmuştur.

Yargıtay 1. Ceza Dairesinin 25.11.2019 tarihli ve 2017/3396 E, 2019/5158 K sayılı ilamında ise “…hükümlü ...'ın, silahlı terör örgütüne üye olma suçundan 5237 sayılı TCK'nin 314/2, 62, 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanununun 5. maddeleri uyarınca 6 yıl 3 ay hapis cezasıyla cezalandırılmasına ve aynı kanunun 53. maddesi uyarınca belli hakları kullanmaktan yoksun bırakılmasına karar verildiği ve verilen bu kararın 04.06.2009 tarihinde kesinleştiği, hükümlünün infaz edilen hapis cezası ile ilgili olarak düzenlenen müddetnameye göre şartla tahliye tarihinin 01.02.2015, infazının tamamlanmış sayılacağı hak ederek tahliye tarihinin 24.08.2016 olarak belirlendiği, hükümlünün 27.12.2016 havale tarihli dilekçesiyle memnu haklarının iadesine karar verilmesini istediği ancak hükümlünün silahlı terör örgütü üyesi olma suçundan almış olduğu hapis cezasının infazının tamamlanmış sayılacağı hak ederek tahliye tarihi olan 24.08.2016 tarihinden, talepte bulunduğu ve karar verildiği tarihe kadar 5352 sayılı Adli Sicil Kanununun 13/A. maddesinde öngörülen üç yıllık sürenin geçmemiş olduğu anlaşılmakla talebin reddine karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde karar verilmesinde isabet görülmediğinden,” bozma kararı verilmiştir.

YASAK HAKLARIN GERİ VERİLMESİ İÇİN HANGİ KOŞULLAR ARANIYOR?
Yasaklanmış hakların geri verilmesi için bazı koşulların sağlanması gerekiyor. İşte bu koşullar:
-Mahkum olunan cezanın tamamen infaz edilmiş olması gerekiyor. Yani, hükümlü cezasını çekmiş olması
-Cezanın infazının tamamlanmasından itibaren en az üç yıl geçmiş olması
-Hükümlünün bu süre zarfında yeni bir suç işlememiş olması ve hayatını iyi halli olarak sürdürdüğüne dair mahkemede bir kanaat oluşması gerekiyor.
Bu koşullar sağlandığında, hükümlü yasaklanmış haklarını geri alabilir. Ancak, bu süreç her zaman kolay olmayabilir.

ADLİ SİCİL KAYDI VE YASAKLANMIŞ HAKLARIN GERİ VERİLMESİ
5352 sayılı Adli Sicil Kanunu m. 13/A ise yalnızca “5237 sayılı Türk Ceza Kanunu dışındaki kanunların belli bir suçtan dolayı veya belli bir cezaya mahkumiyete bağladığı hak yoksunluklarının giderilebilmesi için” getirilmiş özel bir düzenlemedir. Bu maddede infazın tamamlanmasından itibaren 3 yıl geçmesi, yeni suç işlenmemiş olması ve iyi hal şartları aranmaktadır.

Burada önemli olan husus şudur ve TCK dışında düzenlenen suç kavramı ile TCK dışında düzenlenen hak yoksunluğu kavramı farklıdır. Memnu hakların iadesi kararı, suçun TCK’da veya özel kanunda düzenlenmiş olmasına bakılmaksızın, hak yoksunluğunun kaynağının TCK dışı kanunlar (özel kanunlar) olması halinde zorunludur. Hapis cezasının infazı tamamlanınca TCK m. 53’teki hak yoksunlukları kalkar; ancak özel kanunların getirdiği ek hak yoksunlukları kendiliğinden kalkmaz. İşte bu ek yoksunluklar için memnu hakların iadesi kararı alınması gerekir.

TCK m. 53 ile 5352 sayılı Adli Sicil Kanunu m. 13/A’da düzenlenen “yasaklanmış hakların geri verilmesi” kurumu ile karıştırılmamalıdır. Yasaklanmış hakların geri verilmesi, TCK m. 53’teki genel hak yoksunluğunun sona erdirilmesi için düzenlenmiş bir yol değildir. Bu kurum, 5237 sayılı TCK dışındaki kanunların belirli bir suçtan veya belirli bir cezaya mahkûmiyete bağladığı hak yoksunluklarının giderilmesi için öngörülmüştür. Bu başvuru için kural olarak cezanın infazının tamamlandığı tarihten itibaren üç yıl geçmiş olması, kişinin bu süre içinde yeni bir suç işlememiş olması ve hayatını iyi hâlli olarak sürdürdüğü konusunda mahkemede kanaat oluşması gerekir. 

Buradaki temel ayrım şudur; mesele suçun TCK’da mı yoksa özel bir ceza kanununda mı düzenlendiği değildir. Asıl mesele, hak yoksunluğunun hangi kanundan kaynaklandığıdır. Bir kişi TCK’da düzenlenen bir suçtan mahkûm olmuş olabilir; ancak bu mahkûmiyete başka bir özel kanun ayrıca kamu görevine atanma, belirli bir mesleği icra etme, ruhsat alma, izin alma veya belirli bir statüye kabul edilme bakımından sonuç bağlamış olabilir. Böyle bir durumda infazın tamamlanması, TCK m. 53 kaynaklı hak yoksunluğunu sona erdirir; fakat özel kanundan kaynaklanan engelin de otomatik olarak ortadan kalktığı söylenemez. 

Bir kişi kasten işlenen bir suçtan dolayı hapis cezasına mahkûm edilmiş ve cezasının infazı devam ediyorsa, TCK m. 53 nedeniyle infaz süresince şirket yöneticisi olamaz, dernek yönetiminde görev alamaz, bazı kamu görevlerini üstlenemez ve maddede sayılan hakları kullanamaz. İnfaz tamamlandığında, yalnızca TCK m. 53’ten kaynaklanan bu genel hak yoksunlukları kendiliğinden sona erer. Fakat aynı kişi, özel bir kanunun “belirli suçlardan mahkûm olmama” şartı aradığı bir göreve, mesleğe veya ruhsata başvuruyorsa, bu artık TCK m. 53 meselesi değildir. Bu durumda özel kanundan kaynaklanan mahkûmiyet engelinin niteliği ayrıca incelenmelidir.

 Yasaklanmış hakların geri verilmesi kararı ise bu ikinci durumda önem kazanır. İnfaz tamamlanmış, üç yıllık süre geçmiş, kişi yeni bir suç işlememiş ve mahkeme iyi hâl kanaatine ulaşmışsa, kişi veya vekili yasaklanmış hakların geri verilmesini talep edebilir. Mahkeme bu talebi kabul ederse, kişi özel kanundan kaynaklanan hak yoksunluğunun giderildiğini ileri sürebilir. Ancak bu karar da kişiye otomatik olarak atanma, ruhsat alma veya mesleğe kabul edilme hakkı vermez; yalnızca mahkûmiyete bağlı yasaklılığın kaldırılması yönünden hukuki dayanak oluşturur. Kişinin diğer tüm kanuni şartları ayrıca taşıması gerekir.

 Avukatlık Kanunu m. 5’e göre, TCK m. 53’te belirtilen süreler geçmiş olsa bile, kasten işlenen bir suçtan dolayı iki yıldan fazla hapis cezasına mahkûm olmak veya maddede ayrıca sayılan belirli suçlardan mahkûmiyet, avukatlığa kabul isteminin reddi sonucunu doğuracaktır. Burada dikkat edilmesi gereken konu, kişinin hapis cezasının infazının tamamlanmış olması, TCK m. 53 kaynaklı genel hak yoksunluğunu sona erdirir; ancak Avukatlık Kanunu m. 5 gibi özel bir kanunun avukatlığa kabul bakımından öngördüğü mahkûmiyet engelini kendiliğinden ortadan kaldırmaz. Dolayısıyla kişi infazdan sonra TCK m. 53 nedeniyle artık genel hak yoksunluğu altında olmayabilir; fakat avukatlığa kabul başvurusunda, Avukatlık Kanunu’ndaki özel engel nedeniyle ayrıca değerlendirmeye tabi tutulur. İşte yasaklanmış hakların geri verilmesi kurumu, bu tür özel kanun kaynaklı mahkûmiyet engellerinin giderilmesi bakımından gündeme gelir.
 Kısaca, eğer hak yoksunluğu  TCK m. 53/1’den kaynaklanıyorsa ve TCK m. 53/5-6 kapsamında ayrıca verilmiş bir yasaklama yoksa infazın tamamlanmasıyla kişi bu hakları kullanmaya başlar; bunun için ayrıca yasaklanmış hakların geri verilmesi kararı alınmasına gerek yoktur. 

TCK DIŞINDAKİ ÖZEL KANUNLARA ÖRNEKLER:  
 
-1136 sayılı Avukatlık Kanunu m. 5 
-657 sayılı Devlet Memurları Kanunu m. 48/A-5
-2802 sayılı Hakimler ve Savcılar Kanunu m. 8
-Anayasa m. 76 ile 2839 sayılı Milletvekili Seçimi Kanunu ve ilgili yerel seçim kanunları
-5411 sayılı Bankacılık Kanunu 
-Noterlik Kanunu
-Serbest Muhasebeci Mali Müşavirlik ve Yeminli Mali Müşavirlik Kanunu
-Bilirkişilik Kanunu
-Arabuluculuk Kanunu 
-6136 sayılı Ateşli Silahlar Kanunu’na bağlı bazı ruhsat yasakları
Adli Sicil Kanunu'na göre, yasaklanmış hakların geri verilmesi kararı alındığında, adli sicil kaydı da belirli bir süre sonra silinebiliyor. Bu süre, yasaklanmış hakların geri verilmesi kararı alınması koşuluyla 15 yıl, karar alınmaksızın ise 30 yıl olarak belirlenmiştir. 
Örneğin, bir hükümlü cezasını çektikten sonra yasaklanmış haklarını geri almak için başvuruda bulunabilir. Mahkeme, hükümlünün iyi halini değerlendirerek bu talebi kabul edebilir. Bu durumda, adli sicil kaydı da belirli bir süre sonra silinecektir.

Yargıtay 8. Ceza Dairesinin 31.05.2021 tarihli ve 2020/12094 E, 2021/14896 K sayılı ilamında; “Mahkemesince hükümlünün mahkumiyet kararında yasaklanmış hak bulunmadığı gerekçesi ile memnu hakların iadesi talebinin kabul edilmediği anlaşılmakla, her ne kadar mahkumiyet kararında herhangi bir hak yoksunluğu yer almasa da, hükümlü hakkında adli sicil arşiv kaydının bulunmasının yasaklanmış hak kavramına dahil olduğu, 6136 sayılı Kanuna muhalefet suçundan cezasının infaz edildiği tarih olan 05.06.2013'den itibaren 5352 sayılı Adli Sicil Kanunu'nun 13/A maddesinde belirlenen 3 yıllık sürenin geçmiş olduğu anlaşılmakla, sanığın daha sonra yeni bir suç işleyip işlemediği araştırılarak; mahkemesince yapılacak değerlendirmede sanığın hayatını iyi halli olarak sürdürdüğü hususunda kanaate ulaşılması durumunda yasaklanmış hakların geri verilmesi yoluna gidilmesi gerektiği gözetilmeden yazılı şekilde karar verilmesi,” gerektiğinden bahisle bozma kaarrı vermiş, mahkumiyet kararında herhangi bir hak yoksunluğu yer almasa da, hükümlü hakkında adli sicil arşiv kaydının bulunmasının yasaklanmış hak kavramına dahil olduğu konusuna değinmiştir.

YASAKLANMIŞ HAKLARIN GERİ VERİLMESİ VE MEMURİYET
Yasaklanmış hakların geri verilmesi, özellikle kamu görevine geri dönmek isteyen hükümlüler için büyük önem taşıyor. 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu'nun 48/A-5 maddesinde yer alan "Türk Ceza Kanununun 53 üncü maddesinde belirtilen süreler geçmiş olsa bile; kasten işlenen bir suçtan dolayı bir yıl veya daha fazla süreyle hapis cezasına ya da affa uğramış olsa bile devletin güvenliğine karşı suçlar, Anayasal düzene ve bu düzenin işleyişine karşı suçlar, zimmet, irtikap, rüşvet, hırsızlık, dolandırıcılık, sahtecilik, güveni kötüye kullanma, hileli iflas, ihaleye fesat karıştırma, edimin ifasına fesat karıştırma, suçtan kaynaklanan mal varlığı değerlerini aklama veya kaçakçılık suçlarından mahkum olmamak. " şeklindeki hüküm gereğince, memuriyete alınmadan önce yasaklanmış haklarının geri verilmesi kararını almak zorundadır. Danıştay 1. Dairesinin 13/03/2006 tarihli ve 2005/1290 esas, 2006/298 sayılı kararında da aynı tespit yapılmıştır.
Bu durum, hükümlülerin topluma yeniden kazandırılması açısından önemli bir adım olarak görülüyor. Ancak, bu süreçte mahkemelerin iyi hal kriterini dikkate alması, hükümlülerin topluma uyum sağlamaları açısından büyük önem taşıyor.
 

WhatsApp Icon