01 Blog
26-03-26
Tüketim (Ödüncü) Karz Sözleşmesi

Hukuk pratiğinde en sık karşılaştığımız, ancak bazen en çok tartışılan sözleşmelerden biri tüketim ödüncü (karz) sözleşmesidir. Özellikle ticari hayatta, aile içi para hareketlerinde ya da sıradan borç ilişkilerinde “borç verdim, alamadım” davalarının temelini bu sözleşme oluşturur. 
Türk Borçlar Kanunu’nun 386. maddesinde tanımlanan bu kurum, ilk bakışta basit görünse de mülkiyet devri, faiz, iade süresi ve zamanaşımı gibi kritik noktalarıyla oldukça ince detaylar barındırır. Bu yazıda, sözleşmenin temel unsurlarını, eski-yeni kanun farklarını, tarafların yükümlülüklerini ve Yargıtay’ın istikrarlı içtihatlarını, uygulamacı bir hukukçu gözüyle derli toplu ele alınacaktır.

1. Tanım ve Temel Farkı
Tüketim ödüncü sözleşmesi, ödünç verenin bir miktar para ya da tüketilebilen (misli) bir şeyi ödünç alana devretmeyi, ödünç alanın da aynı nitelik ve miktarda şeyi geri vermeyi üstlendiği sözleşmedir (TBK m. 386).

Eski 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun 306. maddesinde bu tanım daha netti: Ödünç veren, sadece zilyetliği değil, mülkiyeti de devretmeyi borçlanıyordu. Yeni kanunda bu açıklık biraz yumuşatılmış olsa da doktrin ve Yargıtay içtihadı aynı çizgide devam ediyor. İşte tam bu noktada tüketim ödüncü, ariyet (kullanma ödüncü) ve kira sözleşmesinden ayrılıyor. Ariyet ve kirada mülkiyet devri söz konusu değil, sadece kullanım hakkı veriliyor. Tüketim ödüncünde ise ödünç alan, şeyi tüketme yetkisine sahip; dolayısıyla iade borcu, aynı şeyin aynen iadesi değil, aynı nitelik ve miktarda benzerinin iadesidir.
Kısacası: Burada ödünç verilen şeyin kendisi değil, değeri kullanılmaktadır. Bu ayrım, davalarda delil değerlendirmesini ve talebin nitelendirilmesini doğrudan etkiler.

2. Sözleşmenin Konusu ve Sınırları
Sözleşmenin konusunu para veya misli eşya oluşturur. Misli eşya; sayma, tartma ya da ölçmeyle belirlenen ve yerine benzeri konulabilen mallardır. Yabancı para da bu kapsamdadır.
TBK m. 386’da “tüketilebilen şey” ifadesi kullanılmış olsa da doktrinde kabul edildiği üzere niteliği itibarıyla tüketilemeyen bazı misli eşyalar da (örneğin belirli bir marka çimento torbası) konu olabilmektedir. Ancak kişiye bağlı, misli olmayan bir heykel ya da tablo gibi özgün eşyalar tüketim ödüncüne konu olamaz; bunlar ariyet veya kira sözleşmesiyle düzenlenir.

3. Sözleşmenin Niteliği
Tüketim ödüncü sözleşmesi borç doğuran ve rızai bir sözleşmedir. Faiz öngörülmemişse eksik iki tarafa borç yükleyen (eksik iki taraflı) bir sözleşmedir. Faiz kararlaştırılmış ya da kanunen faiz gerektiğinde (ticari işlerde TBK m. 387/II) ise tam iki taraflı hale gelir.
Faiz meselesi pratikte en çok tartışılan konudur. Ticari olmayan tüketim ödüncünde faiz, ancak sözleşmede kararlaştırılmışsa istenebilir (TBK m. 387/I). Ticari işlerde ise sözleşmede faiz yazmasanız bile faiz doğar. Bu ayrım, özellikle tacir olmayan kişiler arasındaki borçlarda sıkça hata yapılan bir alandır.

4. Tarafların Borç ve Sorumlulukları
Ödünç Verenin Borçları:

-Konunun mülkiyetini devretmek ve teslim etmek (asli edim).
-Ayıp ve zapt sorumluluğu (TBK m. 386 ile bağlantılı genel hükümler).
Ödünç Alanın Borçları:
-Aynı miktar ve nitelikte şeyi iade etmek.
-Sözleşme giderlerini ödemek.
-Kararlaştırılmışsa faiz ödemek.
-Teslim alma borcu (kabul borcu).
Ödünç veren teslimde temerrüde düşerse ödünç alanın teslim talebi 6 ay içinde zamanaşımına uğrar (TBK m. 389). Ödünç alan iadede temerrüde düşerse temerrüt faizi doğar.

5. İade Zamanı ve Sözleşmenin Sona Ermesi
TBK m. 392, uygulamada en çok başvurulan maddedir:
“Ödüncün geri verilmesi konusunda belirli bir gün ya da bildirim süresi veya borcun geri istendiği anda muaccel olacağı kararlaştırılmamışsa ödünç alan, ilk istemden başlayarak altı hafta geçmedikçe ödüncü geri vermekle yükümlü değildir.”
Bu hüküm, icra takibi başlatmadan önce mutlaka iade talebinde bulunulması ve 6 hafta beklenmesi gerektiği anlamına gelir. Yargıtay bu konuya çok sıkı sarılıyor. Aşağıda aktaracağım içtihatlarda da göreceğiniz gibi, bu süreye uyulmadan başlatılan takip usulden reddediliyor.
-Belirli vadeli sözleşmelerde vade gelince borç muaccel olur.
-Faizsiz sözleşmelerde ödünç alan her zaman iade ederek sözleşmeyi sona erdirebilir.
-Faizli sözleşmelerde ise vade bitmeden iade ancak faizlerin tamamı ödenerek ya da alacaklının feragatiyle mümkündür.

6. Zamanaşımı
Burası en çok karıştırılan konudur. TBK m. 389’daki 6 aylık süre, ödünç konusunun teslimine ilişkindir; yani para ödünç alan tarafa verilmemişse, o tarafın “verin” talebi 6 ayda zamanaşımına uğrar.
Ancak iade borcu (yani verilen paranın geri istenmesi) için özel bir zamanaşımı yoktur. Genel hüküm devreye girer: TBK m. 146 (eski BK m. 125) – 10 yıllık zamanaşımı.

Yargıtay bu ayrımı çok net yapmaktadır. 
Yargıtay 13. HD, E. 1980/790, K. 1980/1127 (21.02.1980) sayılı ilamında,
“Yerel mahkemece ( dava dilekçesine ek olarak sunulan el senedi içeriğine göre davacının 28.1.1973 tarihinde bir adet reşat armalı altın ile iki adet 8 mm.lik bileziği reşat armalı altını aynen iki adet bileziği ise 3 adet olarak 30.1.1974 tarihinde geri verilmek koşulu ile davacıya ödünç verdiği ) belirtildikten sonra ( taraflar arasındaki hukuki ilişki ödünç aktidir, karzın teslim ve tesellümü ile ilgili iddialardaki zamanaşımı BK.nun 309. maddesinde düzenlenmiştir. Bu maddeye göre bu yoldaki iddialar diğer tarafın temerrüdünden itibaren altı ay geçmekle zamanaşımına uğrar ) gerekçesiyle davanın zamanaşımı nedeniyle reddine karar verilmiştir. Oysa, BK.nun 309. maddesinde yer alan altı aylık zamanaşımı süresi borç verilmesi taahhüt edilen şeyin borç vermeyi kabul eden kimse tarafından borç alana verilmesi ve ödünç alacak kimsenin verilecek şeyi istememesi halinde uygulanır. Karz sözleşmesine dayanarak para veya misli bir şey vermiş olan kimsenin geriye verilmesi için açtığı dava BK.nun 125. maddesi uyarınca on yıllık zamanaşımına tabidir. Olayımızda da dava borç olarak verilen bileziklerin aynen olmadığı takdirde parasının geriye verilmesi isteğinden ibaret bulunmasına göre on yıllık zamanaşımına tabi bulunduğu halde BK.nun 309. maddesindeki altı aylık zamanaşımı gerçekleştiğinden söz edilerek davanın reddine karar verilmesi bozmayı gerektirir.” şeklinde karz sözleşmesine dayanarak para veya misli bir şey vermiş olan kimsenin geriye verilmesi için açtığı dava on yıllık zamanaşımına tabidir.

Yargıtay 3. HD, E. 2010/10456, K. 2010/10713 (15.06.2010) sayılı ilamında, “Dava konusu uyuşmazlık, taraflar arasındaki ödünç sözleşmesinden kaynaklanan alacağın tahsili talebine ilişkindir. Borçlar Kanunu’nun 125. maddesi gereğince “Bu kanunda başka surette hüküm bulunmadığı takdirde, her dava on senelik zamanaşımına tabidir.” Mahkemece, davanın, Borçlar Kanunu’nun 125. maddesinde yazılı bulunan 10 yıllık zamanaşımına tabi olduğu, dava tarihi itibariyle de, zamanaşımı süresinin henüz dolmadığı kabul edilerek, yapılacak yargılama neticesinde işin esası hakkında bir karar verilmesi gerekirken, yanılgılı değerlendirme sonucu, yazılı şekilde hüküm tesisi bozmayı gerektirmiştir.”

Yargıtay 11. HD 2016/14533 E., 2018/7099 K. sayılı ilamında, “Dava, ödünç sözleşmesine dayalı itirazın iptali istemine ilişkindir. Davacı tarafından davalıya “borç olarak”kaydıyla yapılan havale tarihi itibariyle yürürlükte bulunan 818 sayılı Borçlar Kanununun 312. maddesi, takip ve dava tarihi itibariyle yürürlükte bulunan 6098 sayılı Türk Borçlar Kanununun ise 392. maddesi gereğince, ödüncün geri verilmesi konusunda belirli bir ödeme günü, ihbar süresi belirlenmemiş veya istenildiği zaman muaccel olacağı kararlaştırılmamış ise ödünce konu paranın ilk istemden başlayarak altı hafta içinde geri verilmesi gerekir. Yani, madde metninde yazılı hususlar söz konusu değilse ödünç alan, ilk istemden başlayarak altı hafta geçmedikçe ödüncü geri vermekle yükümlü değildir. Dolayısıyla somut olayda, davacı iade talebinde bulunup altı hafta bekledikten sonra takibe geçebileceğinden, anılan süreye uyulmadan başlatılan takip usul ve yasaya uygun değildir. Bu nedenle açılan itirazın iptali davasının reddine karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiştir. Bu itibarla, yerel mahkeme hükmünün bozulması gerektiğinden davalı vekilinin karar düzeltme itirazının kabulüyle Dairemizin 29/02/2016 tarihli 2015/7633 Esas 2016/2139 Karar sayılı onama ilamının kaldırılarak, yukarıda anılan gerekçeyle mahkeme kararının bozulmasına karar vermek gerekmiştir.” 

Yargıtay 13. HD 2015/13496 E., 2016/18868 K. sayılı ilamında “Dava, ödünç olarak verilen paranın ödenmemesi nedeniyle başlatılan icra takibine yapılan icra harç ve masrafları, vekalet ücreti ve faizi açısından itirazın iptaline ilişkindir.

6098 sayılı Türk Borçlar Kanunun 387. maddesine göre “Ticari olmayan tüketim ödüncü sözleşmesinde, taraflarca kararlaştırılmış olmadıkça faiz istenemez.” ve yine 392. maddesine göre “Ödüncün geri verilmesi konusunda belirli bir gün ya da bildirim süresi veya borcun geri istendiği anda muaccel olacağı kararlaştırılmamışsa ödünç alan, ilk istemden başlayarak altı hafta geçmedikçe ödüncü geri vermekle yükümlü değildir.”

Dava konusu olaya bakıldığında; davacı, takip tarihinden önce davalıya borcun ödenmesi konusunda ihtarda ya da bildirimde bulunmamıştır. Davalı ödeme emrinin tebliği ile haberdar olduğundan bu tarihten itibaren 6 hafta sonunda borç muaccel hale gelecektir. Bu durumda takip tarihi itibariyle muaccel hale gelmiş bir borçtan söz edilmez. Zamanından önce açılan takip nedeniyle davacı vekalet ücreti, icra harç ve masaraları ile faiz isteminde bulunamaz. Hal böyle olunca, mahkemece, davacının tüm talepleri yönünden davanın reddine karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde kısmen kabule yönelik hüküm tesisi usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.” 

Yargıtay 13. Hukuk Dairesi 2014/22220 E. , 2015/12603 K. sayılı ilamında, “Dava, karz akdine dayanmakta olup, davacı, murisleri tarafından imzalanmış senede rağmen borcu kabullenmeyen davalı mirasçılar aleyhine başlattığı icra takibine yapılan itirazın iptalini istemiş, davalılar ise davanın zamanaşımına uğradığını savunmuşlardır. Mahkemece, senet tarihinin 11.12.1981 olduğunu ve bu tarihten itibaren altı hafta sonra yani 22.01.1982 tarihinde zamanaşımı süresinin başladığından ve on yıllık zamanaşımı süresinin 22.01.2992 tarihinde dolmuş olduğundan bahisle davanın zamanaşımından reddine karar verilmiştir. Oysa ki, somut olayda taraflar arasındaki ilişki karz akdine dayanmakta olup, zamanaşımı süresi 6098 sayılı Borçlar Kanununun 392. maddesinde düzenlenmiştir. 6098 sayılı Borçlar Kanununun 392. maddesine göre ödüncün geriye verilmesi konusunda belirli bir gün yada bildirim süresi veya borcun geriye istendiği anda muaccel olacağı kararlaştırılmamış ise ödünç alan ilk istemden başlayarak altı hafta geçmedikçe ödüncü geri vermekle yükümlü değildir. Dosya kapsamına göre davada dayanılan sözleşmede her hangi bir vade konulmuş değildir. Kaldı ki, davalılarda davacının bu konuda kendilerini temerrüde düşürdüğünü iddia ve ispat etmiş değillerdir. Diğer taraftan, davalılardan … zamanaşımı def’inde de bulunmamıştır. Zamanaşımı def’inde dahi bulunmayan bu şahıs yönünden de davanın zamanaşımı yönünden reddine karar verilmiş olması kabul şekli bakımından doğru değildir. Hal böyle olunca, mahkemece işin esasına girilerek tarafların delilleri toplanıp sonucuna göre karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde davanın zamanaşımından reddine karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.” şeklindedir.

Yargıtay 19. HD 2012/14995 E., 2013/12457 K. sayılı ilamında. “Mahkemece; dava konusu takibin dayanağının banka havale dekontları olduğu, dekontlarda ödeme sebebine ilişkin bir açıklama bulunmadığı, BK.’nun 312. maddesi uyarınca davacının takipten önce iade talebinde bulunup 6 hafta beklemesi gerekirken bu süreye uymadan takip başlattığı, davanın ön şartı niteliğindeki geçerli takibin bulunmadığı, takibin kötü niyetle yapıldığının ispatlanamadığı gerekçesiyle davanın reddine, davalının tazminat isteminin reddine karar verilmiş, hüküm taraf vekillerince temyiz edilmiştir.
Davacı, davalıya borç olarak gönderdiği paranın iade edilmediğini ileri sürerek talepte bulunmuştur. Davalı ise, havalenin mevcut borcun tasfiyesi amacıyla gönderildiğini savunmuştur. Bu durumda dava konusu paranın ödünç olarak gönderildiğini ispat yükü davacıdadır. Mahkemece tarafların ticari defterleri ve kayıtları incelenerek gönderilen paranın tarafların ticari defterlerinde nasıl kaydedildiği tespit edildikten sonra uyuşmazlık karara bağlanmalıdır. Yapılacak inceleme sonunda dava konusu paranın davacı tarafından ödünç olarak gönderildiği sonucuna varılması halinde 818 sayılı Borçlar Kanunu'nun 312. maddesi uyarınca değerlendirme yapılarak varılacak uygun sonuç çerçevesinde bir karar verilmelidir.

Sonuç olarak
Tüketim ödüncü sözleşmesi, görünüşte basit bir “para borç verme” işlemi gibi dursa da, mülkiyetin devri, iade süresi, faiz rejimi ve zamanaşımı kurallarıyla oldukça teknik bir alandır. Özellikle icra takibi ve itirazın iptali davalarında 6 haftalık sürenin ve 10 yıllık zamanaşımının doğru uygulanması, davanın kaderini belirler.

WhatsApp Icon