Haksız Fiillerde Ceza Zamanaşımı Süresi
Hukuka aykırı bir fiil, çoğu zaman hem haksız fiil (özel hukuk) hem de suç (ceza hukuku) niteliği taşır. Bu durumda failin karşılaştığı iki ayrı sorumluluk söz konusudur: tazminat sorumluluğu ve cezai sorumluluk.
Peki, aynı fiilden iki sorumluluk doğduğunda zamanaşımı süreleri nasıl uygulanır?
İşte Türk Borçlar Kanunu'nun 72. maddesinin ikinci cümlesi bu soruya cevap vermektedir.
Haksız eylemlerden doğan davalarda uygulanacak zamanaşımı süresini düzenlemiş olan 6098 sayılı Kanun'un 72. maddesi "Tazminat istemi, zarar görenin zararı ve tazminat yükümlüsünü öğrendiği tarihten başlayarak iki yılın ve her halde, fiilin işlendiği tarihten başlayarak on yılın geçmesiyle zamanaşımına uğrar. …" hükmünü ihtiva etmektedir.
Ancak kanun koyucu, ikinci cümlede şu önemli istisnayı getirmiştir: "Ancak, tazminat ceza kanunlarının daha uzun bir zamanaşımı öngördüğü cezayı gerektiren bir fiilden doğmuşsa, bu zamanaşımı uygulanır."
Bu düzenlemenin temel amacı, failin daha ağır olan cezai sorumluluğu devam ederken, daha hafif olan hukuki sorumluluğunun sona ermesi gibi çelişkili ve adaletsiz bir sonucun önüne geçmektir. Aynı fiil nedeniyle ceza davası açılabilecek durumdayken tazminat davasının zamanaşımına uğraması, hukuk güvenliği ve adalet duygusuyla bağdaşmaz.
CEZA ZAMANAŞIMI SÜRELERİNİN BELİRLENMESİ
Tazminat davalarında uygulanacak ceza zamanaşımı süresi, Türk Ceza Kanunu'nun 66. maddesinde düzenlenen dava zamanaşımı süreleridir. Bu süreler, infaz zamanaşımı sürelerinden farklıdır.
Ceza davası zamanaşımı süreleri şu şekildedir:
-Ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasını gerektiren suçlarda: 30 yıl
-Müebbet hapis cezasını gerektiren suçlarda: 25 yıl
-20 yıldan aşağı olmamak üzere hapis cezasını gerektiren suçlarda: 20 yıl
-5 yıldan fazla, 20 yıldan az hapis cezasını gerektiren suçlarda: 15 yıl
-5 yıldan fazla olmamak üzere hapis veya adli para cezasını gerektiren suçlarda: 8 yıl
Ceza zamanaşımı süresi belirlenirken, eyleme kişileştirme sonucu verilen ceza miktarına göre değil, eylemin uyduğu maddede öngörülen cezanın üst haddine göre hareket edilir.
Suçun nitelikli halleri (daha ağır ceza gerektiren durumlar) zamanaşımı süresinin belirlenmesinde dikkate alınır.
Yaş küçüklüğü, teşebbüs ve haksız tahrik gibi cezayı indiren sebepler zamanaşımı süresinin belirlenmesinde göz önünde bulundurulmaz.
Zamanaşımının başlangıcı ise Türk Borçlar Kanunu hükümlerine göre değil, ceza kuralına (TCK m. 66/6) göre belirlenir. Yani, ceza zamanaşımı, mağdurun zararı ve sorumluyu öğrenmesinden değil, fiilin işlendiği (tamamlandığı) tarihten itibaren işlemeye başlar. Zarar görenin zararı öğrenmesi demek, zararın varlığı, mahiyeti ve esaslı unsurları hakkında bir dava açma ve davanın gerekçelerini göstermeye elverişle bütün hal ve şartları öğrenmiş olması demektir.
2918 sayılı KTK'nun 109/1. maddesi hükmüne göre "Motorlu araç kazalarından doğan maddi zararların tazminine ilişkin talepler, zarar görenin, zararı ve tazminat yükümlüsünü öğrendiği tarihten başlayarak 2 yıl ve herhalde, kaza gününden başlayarak 10 yıl içinde zamanaşımına uğrar" hükmü gereğince maddi hasarlı trafik kazasından uzamış ceza zamanaşımının uygulanmaz.
Örneğin bir trafik kazasında sürücünün taksirle yaralama suçu işlediğini düşünelim. Ceza zamanaşımı süresi 8 yıl olarak belirlenir. Bu süre, kazanın gerçekleştiği tarihten itibaren işlemeye başlar. Mağdur, zararı ve faili 5 yıl sonra öğrense bile, zamanaşımı kaza tarihinden itibaren hesaplanır.
Bedensel zararlarda zamanaşımının başlangıcı, olay tarihi veya tazminat sorumlusu ile zararın öğrenilme günü değil, sürekli sakatlığa ilişkin kesin raporun ortaya çıktığı ve öğrenildiği tarihtir. Bu durum Yargıtay'ın 1958 yılından beri değişmeyen ve sürekli biçimde yinelenen yerleşik kararları ile sabittir.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 17.04.2024 T. ve 2022/247 E, 2024/186 K sayılı güncel kararında da, Davaya konu trafik kazası 02.06.2003 tarihinde meydana gelmiş, maddi tazminat istemini içeren dava, fazlaya ilişkin haklar saklı tutularak 04.10.2005 tarihinde açılmıştır. Yargılama sırasında davacı taraf, 14.07.2009 tarihli ıslah dilekçesi ile talebini 284.714,85 TL’ye artırmış, ıslah harcını 26.10.2009 tarihinde yatırmış ve davalı vekili tarafından ıslah edilen kısma ilişkin olarak 15.07.2009 tarihinde zamanaşımı def'i ileri sürülmüştür. Davacı zararını Adli Tıp Kurumu 3. İhtisas Kurulunun 18.06.2008 tarihli maluliyet raporuyla 30.10.2008 tarihli duruşmada öğrenmiş olup, 2918 sayılı Kanun’un 109 uncu maddesinin birinci fıkrasındaki 2 yıl ve aynı maddenin ikinci fıkrasındaki 10 yıllık süre geçmeden tazminat miktarını 14.07.2009 tarihli ıslah dilekçesiyle artırmış ve 26.10.2009 tarihinde ıslah harcını yatırmıştır. Bu durumda; zararın tam olarak öğrenildiği tarih ile ıslah edilen tarih arasında zamanaşımı süresinin dolmadığından ıslaha konu tazminat miktarının zamanaşımına uğramadığı anlaşıldığından mahkemece maddi tazminat isteminin kabulüne yönelik verdiği kararın usul ve yasaya uygun olduğu sonucuna varılmıştır.
CEZA ZAMANAŞIMININ UYGULANMA KOŞULLARI
2918 sayılı KTK'nın 109. maddesinin ikinci fıkrasındaki düzenleme ile ceza kanununda öngörülen daha uzun zamanaşımı süresinin tazminat talebiyle açılacak davalar için de geçerli olabilmesi, sadece eylemin ceza kanunlarına göre suç sayılması koşuluna bağlanmıştır. Zira sonuçta haksız eylemin cezayı gerektiren bir fiil teşkil etmesi durumunda o fiil için öngörülen ceza zamanaşımı süresi hukuk yargılamasında da uygulanacaktır.
Kaldı ki Türk Ceza Kanununda suç tanımı faile değil fiile göre yapıldığından, ceza kanunlarındaki zamanaşımı sürelerine atıf yapan 2918 sayılı Kanunun 109. maddesinin ikinci fıkrasındaki tarifin fiili tanımlaması ve maddenin bu yoruma göre değerlendirilmesi kanun sistematiği açısından da zorunludur.
1-Haksız Fiil Aynı Zamanda Suç Teşkil Etmelidir
Ceza zamanaşımı süresinin uygulanabilmesi için ilk ve en temel koşul, tazminat sorumluluğuna neden olan fiilin aynı zamanda ceza kanunlarına göre suç teşkil etmesidir.
Bu noktada dikkat edilmesi gereken hususlar:
a) Suçun niteliği önemli değildir: İster kasten ister taksirle işlenmiş olsun, her türlü suç bu kapsama girer.
b) Suçun unsurları tam olmalıdır: Suçun maddi unsurları kadar manevi unsurunun (kast veya taksir) da bulunması gerekir.
Yargıtay 3. Hukuk Dairesi 2022/7189 E. 2022/87666098 K sayılı ilamda, “Türk Borçlar Kanununun 72/1.maddesinde; ''Tazminat istemi, zarar görenin zararı ve tazminat yükümlüsünü öğrendiği tarihten başlayarak iki yılın ve her hâlde fiilin işlendiği tarihten başlayarak on yılın geçmesiyle zamanaşımına uğrar. Ancak, tazminat ceza kanunlarının daha uzun bir zamanaşımı öngördüğü cezayı gerektiren bir fiilden doğmuşsa, bu zamanaşımı uygulanır.'' denilmek suretiyle zaman aşımı süresi için Ceza Kanununa atıfta bulunulmuş olup, anılan hükme göre, tazminat davasının, ceza kanunları gereğince süresi daha uzun zamanaşımı süresine tabi, cezayı gerektiren bir eylemden doğmuş olması halinde, ceza zamanaşımı süresinin uygulanacağı açıktır. Kaldı ki bu maddenin uygulanması için, ceza davasında tazminat istenmesi gerekmediği gibi, eylemi işleyen hakkında ceza davası açılmış olması ya da mahkumiyet kararı verilmiş olması da gerekli değildir. Sadece eylemin suç niteliğini taşıması yeterlidir. Somut olayda ise tazminatı gerektiren dava konusu olayla ilgili davalı hakkında (Türk Ceza Kanunu m.257 “görevin kötüye kullanılması”) ceza davası açılmış ve yapılan yargılama sonucu hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmiştir. Sonuç olarak eldeki dava, ceza zaman aşımına tabi olup, dava tarihi itibariyle henüz ceza zaman aşımı dolmamıştır. O halde, ilk derece mahkemesince için esası incelenerek, sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, yanılgılı gerekçeyle davanın zaman aşımından reddine karar verilmiş olması usul ve yasaya aykırı olup bozmayı gerektirmiştir.”
c) Ceza davası açılmış olması şart değildir: Tazminat davasında ceza zamanaşımının uygulanabilmesi için, fail hakkında ceza davası açılmış olması veya mahkûmiyet kararı verilmiş olması, hatta soruşturma yapılması dahi gerekli değildir. Sadece eylemin suç niteliği taşıması yeterlidir.
2918 sayılı KTK’nın 109. maddesinin ikinci fıkrasına göre, ceza kanununda öngörülen daha uzun zamanaşımı süresinin tazminat talebiyle açılacak davalarda uygulanabilmesi için, sadece eylemin “cezayı gerektiren fiilden” doğmuş olması gerekli ve yeterlidir. Diğer bir ifade ile tazminat davalarına daha uzun süreli ceza davasına ilişkin zamanaşımının uygulanması için fail hakkında bir ceza davası açılması; mahkûmiyet kararıyla sonuçlanmış bir ceza davasının varlığı veya zarar görenin o davada tazminat yönünden bir talepte bulunmuş olması aranmamaktadır. Sadece cezalandırılması kabil bir eylemin işlenmiş olması, bir diğer söyleyişle, haksız fiilin suç niteliğini taşıması yeterlidir. Anılan madde uyarınca “eylemin” suç teşkil etmesi; cezai nitelik taşımasından hareketle mahkûmiyet veya takipsizlik kararı aranmaksızın ceza zamanaşımı uygulanacaktır.
d) Hakimin görevi: Tazminat davasına bakan hâkim, zamanaşımı savunmasıyla karşılaştığında, davanın esasına girmeden önce eylemin cezayı gerektirir bir fiil olup olmadığını ceza hukuku ilkelerine göre kendisi değerlendirmelidir. Soruşturma yapılmadığı veya ceza davası açılmadığı için bu incelemeyi yapmaktan kaçınamaz. Bununla beraber hukuk hâkimi, ceza tertibine ilişkin olarak ceza hâkimince verilen ve suçun işlendiğini ya da işlenmediğini kesinlikle tespit eden bir hüküm varsa, bununla bağlı olacaktır (BK. m. 53).
e) Af durumları:
-Genel af: Fiili suç olmaktan çıkarır. Bu durumda ceza zamanaşımı uygulanmaz; TBK m. 72/1'deki iki ve on yıllık süreler, af tarihinden itibaren işlemeye başlar.
-Özel af: Sadece cezayı ortadan kaldırır, fiili suç olmaktan çıkarmaz. Bu nedenle ceza zamanaşımı uygulanmaya devam eder.
f) Şikayet:
İşlenen eylemin, kovuşturulması şikâyete bağlı bir suç teşkil edip etmemesi önemli değildir. Takibi şikâyete bağlı suçlar bakımından, süresi içerisinde şikâyette bulunulmaması veya şikâyetten vazgeçilmesi o fiil nedeniyle açılan tazminat davalarında ceza zamanaşımının uygulanmasına engel olmaz Zira bu yön, ceza davasının açılabilmesinin bir şartıdır. Bu bakımdan şikâyet süresinin geçirilmesinden ötürü, ceza davasının açılamamış olması, bu davaya ilişkin zamanaşımı süresinin, tazminat davasına uygulanmasına engel değildir (Hukuk Genel Kurulu’nun 03.06.1953 gün ve E:4/71, K:77 sayılı ilamı).
Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 2017/17-1105 E., 2020/980 K sayılı ilamında “Olayın meydana geliş şekli itibariyle sürücünün eylemi bir bütün olarak ele alındığında, 5237 sayılı TCK’nın 89/4. maddesinde yer alan taksirle yaralama suçunu oluşturmaktadır. 2918 sayılı KTK’nın 109. maddesinin 2. fıkrası uyarınca ceza zamanaşımının uygulanması gerekmektedir. Davacılar, ceza soruşturmasında şikâyetlerinden vazgeçerken, ayrıca şahsi haklarından da vazgeçtiklerini açıklamamışlardır. Buna göre birden fazla kişinin yaralanması ile sonuçlanan trafik kazasının aynı zamanda 5237 sayılı TCK'nın 89/4. maddesinde düzenlenen ve taksirle yaralama olarak tanımlanan cezayı gerektiren eylem niteliğinde bulunması; bu eylemle ilgili ceza davasının TCK'nın 66/1-e maddesi uyarınca sekiz yıllık zamanaşımı süresine tabi olması; 2918 sayılı KTK'nın 109/2. maddesi uyarınca bu sürenin görülmekte olan maddi tazminat davası için de geçerli olması; davanın olay tarihi üzerinden sekiz yıl geçmeden açılmış olması karşısında, somut olayda zamanaşımının gerçekleşmediği açıktır.” (Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 01.12.2020, 2018/157 E. - 2020/981 K. sayılı kararı da aynı yöndedir.)
2-Ceza Zamanaşımı Süresi Daha Uzun Olmalıdır
Ceza zamanaşımının uygulanabilmesi için, fiil için öngörülen ceza zamanaşımı süresinin, TBK m. 72/1'deki iki yıllık ve on yıllık sürelerden daha uzun olması gerekir.
Burada üç farklı durum ortaya çıkabilir:
1- Ceza süresi > 10 yıl
-Ceza zamanaşımı süresi, hem iki yıllık nispi sürenin hem de on yıllık mutlak sürenin yerine geçer.
-Tazminat davası en geç bu sürenin sonuna kadar açılabilir.
Örneğin ceza zamanaşımı 15 yıl ise, mağdur zararı öğrenip öğrenmediğine bakılmaksızın 15 yıl içinde dava açabilir.
2- 2 yıl < Ceza süresi < 10 yıl
-Ceza zamanaşımı sadece iki yıllık nispi sürenin yerine geçer.
-On yıllık mutlak süre uygulanmaya devam eder.
Örneğin ceza zamanaşımı 8 yıl ise, mağdur zararı 7 yıl sonra öğrense bile 1 yıl içinde (toplam 8 yıl dolmadan) dava açabilir; ancak 10 yıllık mutlak süre dolmamış olmalıdır.
3- Ceza süresi dolmuş olsa bile
-Ceza zamanaşımı süresi dolmuş olsa dahi, mağdur TBK m. 72/1'e göre zararı ve sorumluyu öğrendiği tarihten itibaren iki yıl içinde tazminat davası açabilir.
-Ancak burada on yıllık mutlak süre sınırlaması devam eder.
CEZA ZAMANAŞIMI KİMLERE UYGULANIR
Fail (Asıl Sorumlu)
Ceza zamanaşımı, kural olarak sadece suç teşkil eden haksız eylemi işleyen fail hakkında uygulanır. Bu, temel kuraldır ve doktrinde tartışmasızdır.
Failin Mirasçıları
Yargıtay 11 Hukuk Dairesinin 08.03.1979 tarih, 1979/495 E. ve 1079/1127 K. sayılı ve 01.02.2002 tarih, 2002/5325 E. ve 2002/8477 K. ve 04.10.2023 tarih, 2022/3172 E., 2023/5584 K., 05.06.2024 tarih, 2024/738 E., 2024/4711 K. sayılı sayılı ilamlarında da değinildiği üzere, 6102 sayılı Kanun'un 1420 nci maddesinde (mülga Türk Ticaret Kanunu'nun 1268 inci maddesi) düzenlenen zamanaşımı süresi sigorta akdine taraf olanlar için geçerlidir. Sigorta akdine taraf olmayıp, zarar gören sıfatıyla destekten yoksun kalan davacılar tarafından, sorumluluk sigortasına dayalı olarak, sigorta şirketine karşı açılan davada ilgili madde hükmü değil temel ilişkideki zamanaşımı süresinin uygulanması gerekecektir.
Mirasçılar, ölenin külli halefi olduğundan, mirasçılar aleyhine açılan tazminat davalarında ceza zamanaşımı uygulanacağını kabul etmektedir.
Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 22.10.2024 T. ve 2024/4512 E. 2024/7461 K. sayılı ilamında, “…sigorta ettiren/sigortalının sorumluluğunun temeli haksız fiile ilişkin olup, 6098 sayılı Kanun'un 72 nci maddesine göre, tazminat istemi, zarar görenin zararı ve tazminat yükümlüsünü öğrendiği tarihten başlayarak iki yılın ve her halde fiilin işlendiği tarihten başlayarak on yılın geçmesiyle zamanaşımına uğrayacaktır. Ancak, tazminat ceza kanunlarının daha uzun bir zamanaşımı öngördüğü cezayı gerektiren bir fiilden doğmuşsa, bu zamanaşımı uygulanır. O halde, somut olayda taksirle öldürme kapsamında “cezayı gerektiren bir fiil” in söz konusu olduğu, ceza davasının 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 66 ncı maddesinin birinci fıkrasının (d) bendi uyarınca onbeş yıllık zamanaşımı süresine tabi olduğu, davanın 23.07.2005 olay tarihi üzerinden onbeş yıl geçmeden açılmış olduğu, ceza kanunlarının öngördüğü daha uzun zamanaşımı süresinin, davada yer alan zarar görenin desteğinden yoksun kalan miraşçıları yönünden de uygulanacağı dikkate alındığında, somut olayda zamanaşımının gerçekleşmediği açıktır.” ceza kanunlarının öngördüğü zamanaşımı süresinin, zarar görenin desteğinden yoksun kalan mirasçıları yönünden de uygulanacağı açıkça belirtilmiştir.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 09.04.2019 T. ve 2017/1111 E. 2019/424 K. sayılı ilamında, “…davacıların desteğinin maliki ve sürücüsü olduğu aracın direksiyon hâkimiyetini kaybederek takla atması şeklinde meydana gelen olayın araç sürücüsünün ölümü ile sonuçlandığı, olayın meydana gelmesinde davacının desteği sürücünün tam kusurlu olduğu anlaşılmaktadır. Olayın meydana geliş şekli itibariyle ölen sürücünün eylemi bir bütün olarak ele alındığında, murisin aracı kullanırken tek taraflı ve kendisinin tam kusuru ile meydana gelen eylem TCK 179. maddesinin ikinci paragrafında tanımlanan trafik güvenliğini tehlikeye sokma suçunu oluşturmaktadır. somut olayda, trafik güvenliğini tehlikeye sokma suçunun varlığı sabit olduğundan, 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nun 109. maddesinin ikinci fıkrası uyarınca ceza zamanaşımının uygulanması gerekmektedir ve kazaya neden olan kişi hakkında ölümü nedeniyle bir ceza davasının açılmamış olması, yukarıda açıklanan ilkeler ışığında uzamış ceza zamanaşımının uygulanmasına engel değildir.”
Kusursuz Sorumlular (Adam Çalıştıran, Aile Reisi, Hayvan Tutucusu vb.)
Bu kişiler hakkında ceza zamanaşımı uygulanmaz. Zira onların sorumluluğu, kendi kusurlu fiillerine değil, kanunun öngördüğü objektif özen yükümlülüğüne dayanır. Başkasının suç teşkil eden fiilinden dolayı tazminatla sorumlu olan kişiler hakkında TBK m. 72/1, 2. cümle uygulanmaz.
Eğer bu kişilerin zararın meydana gelmesinde ayrıca bir kusuru varsa (yani kendi eylemleri de suç teşkil ediyorsa), o takdirde ceza zamanaşımı uygulanır.
Tüzel Kişiler
Tüzel kişilerin organlarının işledikleri haksız fiil aynı zamanda suç teşkil ediyorsa, ceza zamanaşımı süresinin tüzel kişi aleyhine açılan tazminat davasında da uygulanması gerektiği, zira organların fiilinin tüzel kişileri doğrudan doğruya tazmin yükümlüsü yapacağı, tüzel kişi hakkında daha kısa olan zamanaşımı süresinin, organ hakkında ise, daha uzun olan ceza zamanaşımı süresinin kabul edilmesinin uygulamada hakkaniyete uygun olmayan sonuçlar doğuracağı belirtilerek tüzel kişi hakkında da ceza zamanaşımı süresinin kabulünün uygun olacağı kabul edilmelidir
Motorlu Araç İşleten
2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu'nun 109. maddesi, ceza zamanaşımının işleten hakkında da uygulanmasını öngörmektedir.
Yargıtay sürücünün eyleminin suç teşkil ettiği hallerde, uzamış ceza zamanaşımı işleteni de kapsar. Ceza zamanaşımının uygulanması bakımından sürücü ve işleten gibi diğer sorumlular arasında bir ayrım da yapılmamış; zamanaşımı süresinin hepsi için uygulanması öngörülmüştür.
CEZA DAVASINA MÜDAHALENİN ZAMANAŞIMINA ETKİSİ
01.06.2005 Öncesi Dönem (1412 Sayılı CMUK Dönemi)
Eski Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu'nun 365/2. maddesine göre, mağdurun ceza davasına katılarak şahsi haklarını (tazminatını) isteme hakkı vardı.
Bu dönemde Yargıtay:
-Ceza davası devam ettiği sürece tazminat davasının zamanaşımına uğramayacağını kabul ediyordu.
-Şahsi hak isteminde bulunulması, zamanaşımını kesiyor ve ceza mahkemesi kararının kesinleşmesinden itibaren iki yıllık süre işlemeye başlıyordu.
-Sadece müdahale talebinde bulunulması (şahsi hak istenmeksizin) zamanaşımını kesmiyordu.
01.06.2005 Sonrası Dönem (5271 Sayılı CMK Dönemi)
Yeni Ceza Muhakemesi Kanunu'nda:
-Şahsi davaya yer verilmemiştir.
-Ceza davasına katılmak suretiyle şahsi hak istenebilmesine olanak tanınmamıştır.
Neticeten ceza davası devam ettiği müddetçe tazminat davasının zamanaşımına uğramayacağına ilişkin eski Yargıtay kararlarının günümüzde bir geçerliliği kalmamıştır. Artık tazminat davasının zamanaşımı, ceza davasının devam edip etmediğinden bağımsız olarak değerlendirilecektir.
YARGITAY KARARLARI
Ceza Zamanaşımının Uygulanması İçin Ceza Davası Açılması Şart Değildir
Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 09.04.2019 T. ve 2017/1111 E. 2019/424 K. sayılı ilamında, “…somut olayda, trafik güvenliğini tehlikeye sokma suçunun varlığı sabit olduğundan, 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nun 109. maddesinin ikinci fıkrası uyarınca ceza zamanaşımının uygulanması gerekmektedir ve kazaya neden olan kişi hakkında ölümü nedeniyle bir ceza davasının açılmamış olması, uzamış ceza zamanaşımının uygulanmasına engel değildir. Buna göre davacının desteğinin tam kusuru ile neden olduğu ve kendisinin ölümü ile sonuçlanan trafik kazasının aynı zamanda 5237 sayılı TCK'nın 179 maddesinin 2. fıkrasında düzenlenen ve trafik güvenliğini tehlikeye sokma olarak tanımlanan cezayı gerektiren eylem niteliğinde bulunması; bu eylemle ilgili ceza davasının TCK'nın 66/1-e maddesi uyarınca sekiz yıllık zamanaşımı süresine tabi olması; 2918 sayılı KTK'nın 109/2 maddesi uyarınca bu sürenin görülmekte olan maddi tazminat davası için de geçerli olması; davanın olay tarihi üzerinden sekiz yıl geçmeden açılmış olması karşısında, somut olayda zamanaşımının gerçekleşmediği açıktır.”
Yargıtay 3. Hukuk Dairesinin 17.06.2025 T. 2023/5199 E. 2025/3365 K. sayılı ilamında göre de, ceza zamanaşımı süresinin uygulanması için ceza davasının açılmış olması gerekmez, haksız eylemin suç niteliğinde olması yeterlidir. Kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verilse dahi ceza zamanaşımı uygulanabilir. Ceza davasının hiç açılmaması durumunda, hukuk hakimi, haksız eylemin suç niteliği taşıdığını saptamışsa, uzamış ceza zamanaşımını uygulayacaktır.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 01.12.2020 T. ve 2018/157 E. 2020/981K sayılı ilamında, "30.07.2008 tarihinde …’ın sevk ve idaresindeki araç ile yaşanan tek taraflı trafik kazasında sürücü …’ın vefat etmiş, araç içinde yolcu olarak bulunan iki kişi de yaralanmıştır. Olayın meydana geliş şekli itibariyle ölen sürücünün eylemi bir bütün olarak ele alındığında, eylem 5237 sayılı TCK’nın 85. maddesi değil, 5237 sayılı TCK’nın 89/4. maddesinde yer alan taksirle yaralama suçunu oluşturmaktadır. 2918 sayılı KTK’nın 109. maddesinin 2. fıkrası uyarınca ceza zamanaşımının uygulanması gerekmektedir. 5237 sayılı TCK'nın 89/4. maddesinde düzenlenen ve taksirle yaralama olarak tanımlanan cezayı gerektiren eylem niteliğinde bulunması; bu eylemle ilgili ceza davasının TCK'nın 66/1-e maddesi uyarınca sekiz yıllık zamanaşımı süresine tabi olması; 2918 sayılı KTK'nın 109/2 maddesi uyarınca bu sürenin görülmekte olan maddi tazminat davası için de geçerli olması; davanın olay tarihi üzerinden sekiz yıl geçmeden açılmış olması karşısında, somut olayda zamanaşımının gerçekleşmediği açıktır" şeklinde karar vermiştir.
Maddi Hasarlı Trafik Kazası
Yargıtay 17. Hukuk Dairesinin 02.10.2017T. 2016/7239 E. 2017/8442 K sayılı ilamı, “Dava, trafik kazası sonucu oluşan araç hasarı, araçta meydana gelen değer kaybı ile kazanç kaybının tahsili istemine ilişkindir. 2918 sayılı KTK'nun 109/1. maddesi hükmüne göre "Motorlu araç kazalarından doğan maddi zararların tazminine ilişkin talepler, zarar görenin, zararı ve tazminat yükümlüsünü öğrendiği tarihten başlayarak 2 yıl ve herhalde, kaza gününden başlayarak 10 yıl içinde zamanaşımına uğrar". Somut olayda, davaya konu trafik kazasının 04.03.2011 tarihinde meydana geldiği, olayın maddi hasarlı trafik kazasından ibaret olduğu ve uzamış ceza zamanaşımının uygulanmasını gerektirir bir durumun bulunmadığı dosya kapsamıyla sabittir. Bu itibarla, davaya konu talepler yönünden 2 yıllık zamanaşımı süresinin geçerli olduğu; davacı tarafın gerek davaya gerekse ıslah talebine konu ettiği maddi tazminat taleplerini 2 yıllık zamanaşımı süresi içinde ileri sürmesi gerektiği de aşikardır.” şeklindedir.
Beraat Kararının Etkisi
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, 18.11.1981 tarihli E. 1979/4-231, K. 1981/744 sayılı kararında önemli bir ayrım yapmıştır.
-Suçun işlenmediğine veya unsurlarının oluşmadığına dair beraat kararı: Hukuk hâkimini bağlar; ceza zamanaşımı uygulanmaz.
-Delil yetersizliğinden verilen beraat kararı: Hukuk hâkimini bağlamaz; hâkim, fiilin suç niteliğini serbestçe araştırabilir ve ceza zamanaşımını uygulayabilir.
Yargıtay 4. HD., T. 26.1.2015, E. 2014/16367, K. 2015/932 sayılı ilamında, ceza zamanaşımı süresinin uygulanabilmesi için haksız eylemin suç niteliğinde olması yeterlidir. Ayrıca ceza davası açılması gerekmediği gibi mahkumiyet kararı verilmesine de gerek yoktur. Bu bakımdan, davalılardan D.. E.. hakkında delil yetersizliğinden beraat kararı verilmesi, ceza zamanaşımının uygulanmasına engel değildir.
Yargıtay 3. HD., T. 28.5.2014, E. 2014/9540, K. 2014/8361 sayılı ilamında, “…ceza hakimi eylemin suç olup olmadığı üzerinde durmaksızın delil yetersizliği nedeniyle beraat kararı vermiş olursa, hukuk hakimi bununla bağlı olmayarak, haksız eylemin suç niteliğini taşıyıp taşımadığını araştırır. Bunun gibi ortada böyle bir hükmün bulunmaması halinde de hukuk hakimi, cezai sorumluluğu gerektiren bir eylemin işlenmiş olup olmadığını serbestçe inceleyip takdir eder ve olaya uygulanacak zamanaşımını belirler.
Tüzel Kişiler
Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 26.09.2012 tarihli ve 2012/4-319 E., 2012/619 K. sayılı kararında, "Tüzel kişilerin organlarının işledikleri haksız fiil aynı zamanda suç teşkil ediyorsa ceza zamanaşımı süresi, tüzel kişi aleyhine açılan tazminat davasında da uygulanır." şeklinde dir.
Motorlu Araç İşleten Hakkında İçtihat
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, 12.03.2014 T. 2013/4-544 E. 2014/315 K ve 11.06.2003 gün ve 2003/4-359 E, 406 K sayılı ilamında, "2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nun 109 uncu maddesinin birinci fıkrasında, sürücü veya işleten arasında bir ayırım yapmaksızın iki yıllık olağan zamanaşımı süresi kabul edilmiştir. Onu takiben ikinci fıkrasında ise: “Dava, cezayı gerektiren bir fiilden doğar ve Ceza Kanunu bu fiil için daha uzun bir zamanaşımı süresi öngörmüş bulunursa bu süre maddi tazminat talepleri için de geçerlidir” hükmü kabul edilmiştir. Maddenin iki fıkrası arasındaki bağlantı gözetildiğinde ceza davası (uzamış) zamanaşımı süresinin işletenler hakkında da uygulanacağı kabul edilmelidir. Çünkü birinci fıkrada, işleten ve sürücü arasında bir ayırım yapılmaksızın maddi tazminat talepleri için iki yıllık zamanaşımı süresi kabul edilirken ikinci fıkrada “dava” ve “maddi tazminat talepleri de” sözcükleriyle birinci fıkradaki sistem aynen benimsenmiştir. 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nun genel amacı; zarar görenleri motorlu araçların yarattığı nitelik ve nicelikçe ağır tehlikelerden korumaktır. Anılan Kanun’un 85/1 inci maddesinde kabul edilen ağırlaştırılmış objektif (tehlike) sorumluluk ilkesiyle, zarar görenlerin ekonomik gücü zayıf olan sürücülerle karşı karşıya kalmalarının önlendiği göz ardı edilmemelidir. Motorlu araç sürücüsü olmayan işleten hakkında ceza davası zamanaşımının uygulanmaması hakkaniyete uygun sonuçlar vermeyebilir. Bu nedenle, işleten hakkında da, ceza davası zamanaşımının uygulanması, 2918 sayılı Kanunun genel amacı ve düzenlemesine uygun düşer. Diğer taraftan, 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nun m.85/son fıkrasında işletenin “aracın sürücüsünün veya aracın kullanılmasına katılan yardımcı kişilerin kusurundan (eylemi şeklinde anlaşılmalıdır) kendi kusuru gibi sorumlu olacağı” kabul edilmiştir. Bununla, işletenin bu kişilerin kusuruna dayanarak sorumluluktan kurtulmasını önlemektir. Sonuç itibariyle; yerleşik Yargıtay uygulamasına göre, 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu'nun 85/son ve 109/2, mülga 765 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 102.maddeleri uyarınca, sürücünün eyleminin suç teşkil ettiği hallerde, uzamış ceza davası zamanaşımının (BK. m.60/II) işleteni de kapsadığı kabul edilmektedir” şeklinde olağanüstü zamanaşımının işleten açısından da uygulanacağına hükmetmiştir.
Şikâyete Bağlı Suçlarda Şikâyet Süresinin Geçirilmesi
Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 2022/(17)4-369 E, 2024/94 K sayılı ilamında "Takibi şikâyete bağlı suçlarda, şikâyet süresinin geçirilmiş olması nedeniyle ceza davasının açılmaması, bu suça ait ceza zamanaşımının tazminat davasına uygulanmasına engel değildir. Çünkü şikâyet, ceza kovuşturmasının bir şartıdır ve bir cezalandırılabilme şartı değildir." demektedir.
Bedensel Zararın Gelişim Gösterdiği Durumlarda Zamanaşımı
Yargıtay 21. Hukuk Dairesinin 07/05/2019 T. ve 2018/5345 E. 2019/3508 K sayılı ilamında, “…zamanaşımı failin ve zararın öğrenildiği tarihten başlatılması gerekir. Zarar görenin zararı öğrenmesi demek, zararın varlığı, mahiyeti ve esaslı unsurları hakkında bir dava açma ve davanın gerekçelerini göstermeye elverişle bütün hal ve şartları öğrenmiş olması demektir. Vücut bütünlüğünün ihlalinden doğan zarar, ancak bakım ve tedavi sonucunda düzenlenen hekim raporuyla belirli bir açıklığa kavuşur. Bedensel zararın gelişim gösterdiği durumlarda zamanaşımına başlangıç olarak hastalık seyrinin yani gelişimin tamamlandığı tarihin esas alınması gerekir.
Sürekli iş göremezlik nedeniyle uğranılan zararın giderilmesi amacıyla açılan maddi ve manevi tazminat davalarında zamanaşımı süresi 10 yıldır. Uygulama ve öğretide kabul edildiği üzere, zamanaşımı failin ve zararın öğrenildiği tarihten başlatılmalıdır. Zarar görenin zararı öğrenmesi demek, zararın varlığı, mahiyeti ve esaslı unsurları hakkında bir dava açma ve davanın gerekçelerini göstermeye elverişli bütün hal ve şartları öğrenmiş olması demektir. Vücut bütünlüğünün ihlalinden doğan zarar, ancak bakım ve tedavi sonucunda düzenlenen hekim raporuyla belirli bir açıklığa kavuşur. Bedensel zararın gelişim, gösterdiği durumlarda zamanaşımına başlangıç olarak hastalık seyrinin yani gelişimin tamamlandığı tarihin esas alınması gerekir.” şeklinde bedensel zararın gelişim gösterdiği durumlarda zamanaşımına başlangıç olarak hastalık seyrinin yani gelişimin tamamlandığı tarihin esas alınması gerektiği açıklanmıştır. (benzer (AİHM Eşim/Türkiye, Başvuru Numarası: 59601/09, Karar Tarihi:17.09.2013) (AYM H.K. Başvurusu, Başvuru Numarası: 2013/7400, Karar Tarihi: 05.11.2015) (YHGK 16.11.2002 gün ve 2002/4-882 E., 2002/874 K.); (YHGK 21.03.2001 gün ve 2001/4-258 E., 2001/276 K.); (YHGK 05.06.2002 gün ve 2002/4-470 E., 2002/477 K.); (YHGK 15.05.2015 gün ve 2013/21-2035 E., 2015/1345 K.)