01 Blog
29-07-26
Adli Arama Kararı Gerektiren Bir Olayda Önleme Araması Yapılamayacağı

I. TEDBİR KAVRAMI VE TEHLİKE TEDBİRLERİ
Tedbir, bir şeyin sonunu düşünerek gerekeni hazırlamak veya hazırlanan şey anlamına gelmektedir. Hukukta tehlike halleri göz önünde tutularak bunlara karşı bazı geçici tedbirlere başvurulmaktadır. Bu tedbirlere öğretide üst kavram olarak "tehlike tedbiri" adı verilmektedir. Tehlike tedbirleri yalnızca ceza muhakemesi hukukunda değil, hukukun diğer dallarında da bulunmaktadır. Medeni muhakemedeki geçici hukuki korumalar, idari yargıdaki yürütmenin durdurulması, anayasa hukukundaki yürürlüğün durdurulması gibi kurumlar da birer tehlike tedbiri niteliğindedir.

II. KORUMA TEDBİRLERİ
Ceza muhakemesi hukukunda uygulanan tehlike tedbiri türü "koruma tedbiri"dir. Koruma tedbiri, ceza muhakemesinin yapılmasını veya yapılan muhakemenin sonunda verilecek kararın kağıt üzerinde kalmamasını ve muhakeme masraflarının karşılanmasını sağlamak amacıyla, kural olarak ceza muhakemesinde karar verme yetkisini haiz olan yetkililer tarafından, gecikmede sakınca bulunan durumlarda geçici olarak başvurulan ve hükümden önce bazı temel hak ve hürriyetlere müdahaleyi gerektiren kanuni çarelere denir.

Ceza muhakemesinin kurallarının işlemeye başlaması "başlangıç şüphesi" ile olmaktadır. Bu nedenle koruma tedbirleri bir suçun işlendiği izlenimini veren halin öğrenilmesinden sonraki aşamada başvurulan adli nitelikli tedbirlerdir. 5271 sayılı CMK'nun 160. maddesinin birinci fıkrasında başlangıç şüphesi "bir suçun işlendiği izlenimini veren bir hal" şeklinde ifade edilmiştir. Başlangıç şüphesinin, dayandığı deliller basit, diğer aşamalarda elde edilebilecek delillere göre yetersiz ve/veya sayıca az olmakla birlikte en azından belirti düzeyinde delillere dayanıyor olması ve bir suçun işlendiği yolunda akla ve mantığa uygun bir şüphe ortaya koyması gerekmektedir. Somut olaylara dayanmayan, soyut iddia ve tahminler başlangıç şüphesi olarak kabul edilemez.
Koruma tedbirlerine başvurulabilmesi için üç ön şartın birlikte bulunması gerekmektedir:
1) Gecikmede Sakınca Ya Da Tehlike Bulunması: Derhal işlem yapılmadığı takdirde tedbirden beklenen faydanın elde edilemeyecek olmasıdır.
2) Görünüşte Haklılık: Koruma tedbiri ancak bir hakkın tehlikede olduğunu gösteren olaylar mevcut olduğu takdirde uygulanabilir. Tedbirin türüne göre aranan şüphenin derecesi "makul" veya "kuvvetli" şüphe olabilecektir. Bu şüphe, soruşturmanın başlangıcında aranan başlangıç şüphesinden daha yoğun olmak zorundadır.
3) Ölçülülük: Ölçülülük ilkesinin elverişlilik, gereklilik ve orantılılık olmak üzere üç alt ilkesi bulunmaktadır. Tedbir, ulaşılmak istenen amaca uygun olmalı, temel hak ve özgürlükleri en az sınırlayan tedbir seçilmeli ve ilgililere ölçüsüz bir yükümlülük getirmemelidir.

III. ÖNLEME TEDBİRLERİ
Tehlike tedbirlerinin kolluk hukuku alanında uygulanan çeşidi ise "önleme tedbirleri"dir. Bu tedbirler ceza muhakemesi öncesinde kolluk kuvvetlerince başvurulan idari nitelikli tedbirler olup uygulamada "önleyici ve koruyucu tedbirler" veya "idari tedbirler" olarak da adlandırılmaktadır.

Önleme tedbirleri gelecekteki tehlikeleri önlemek amacıyla başvurulan tedbirlerdir. Koruma tedbirlerini harekete geçiren anahtar kavram "suç şüphesi" iken, önleme tedbirleri için bu "tehlike"dir. Tehlike, makul, genel yaşam tecrübesine dayanan düşünceye ve hayatın olağan akışına göre yakın bir zamanda kamu güvenliği ve düzeni için bir zarar meydana gelmesi ihtimali olarak tanımlanmaktadır.

Önleme tedbirleri, suçun işlenmesinden önceki alanla ilgili idari tedbirlerdir. Suçun işlenmesinden önceki alan, ceza yargılaması sürecini başlatan başlangıç şüphesinden önceki aşama olup, burada Cumhuriyet savcısının bir görevi ve fonksiyonu yoktur. Eğer başlangıç şüphesi oluşmuşsa, ceza muhakemesi işlemleri başlayacağından artık Cumhuriyet savcısının görev ve yetkisi başlamış olacaktır. Bu nedenle önleme tedbirleri idari, koruma tedbirleri ise adli işlemdir.

IV. ARAMA KAVRAMI VE TÜRLERİ
Arama, gizli, saklı olan bir şeyin ortaya çıkarılması için yürütülen bir faaliyet olup gözle görülen veya açıkta bırakılan şeyler arama kavramı içerisine girmemektedir. Arama, başta özel hayatın gizliliği olmak üzere temel hak ve özgürlüklere önemli bir müdahale niteliğindedir. Anayasa'nın 20. ve 21. maddeleri ile AİHS'nin 8. maddesi ve BM Medeni ve Siyasi Haklar Sözleşmesi'nin 17. maddesi aramaya ilişkin güvenceleri düzenlemiştir.
Arama, amacına göre "adli arama" ve "önleme araması" olarak ikiye ayrılmaktadır.

V. KORUMA TEDBİRİ OLARAK ARAMA (ADLİ ARAMA)
Adli arama, bir suç işlemek veya buna iştirak etmek makul şüphesi altında bulunan kimsenin yakalanması ve suç delillerinin elde edilmesi amacıyla yapılan arama işlemidir. 5271 sayılı CMK'nun 116-134. maddelerinde düzenlenmiştir.

Adli aramanın amacı şüpheli veya sanığın yakalanması veya suç delillerinin ele geçirilmesidir. Arama kararı verilebilmesi için aramanın konusunu oluşturan kişi veya şeylerin arama yapılacak yerde bulunduğu hususunda makul şüphe bulunması gerekir. Arama, kural olarak hakim kararı ile, gecikmesinde sakınca bulunan hallerde Cumhuriyet savcısının, Cumhuriyet savcısına ulaşılamadığı hallerde ise kolluk amirinin yazılı emri ile yapılabilir. Ancak konutta, işyerinde ve kamuya açık olmayan kapalı alanlarda sadece hakim kararı veya gecikmesinde sakınca bulunan hallerde Cumhuriyet savcısının yazılı emri ile arama yapılması mümkündür.

Arama karar veya emrinde; aramanın nedenini oluşturan fiil, aranılacak kişi, aramanın yapılacağı yer, karar veya emrin geçerli olacağı zaman süresi açıkça gösterilmelidir. Arama kolluk tarafından icra edilmekle birlikte hakim veya Cumhuriyet savcısı her zaman aramaya katılıp nezaret edebilir. Kolluk tarafından hakim veya Cumhuriyet savcısı hazır olmaksızın konut, işyeri veya diğer kapalı yerlerde yapılan aramalarda, o yer ihtiyar heyetinden veya komşulardan iki kişinin hazır bulundurulması gerekmektedir.

VI. ÖNLEME TEDBİRİ OLARAK ARAMA (ÖNLEME ARAMASI)
Önleme araması, milli güvenlik ve kamu düzeninin, genel sağlık ve genel ahlakın veya başkalarının hak ve hürriyetlerinin korunması, suç işlenmesinin önlenmesi, taşınması veya bulundurulması yasak olan her türlü silah, patlayıcı madde veya eşyanın tespiti amacıyla, hakim kararı veya gecikmesinde sakınca bulunan hallerde mülki amirin yazılı emriyle belirli yerlerde kişilerin üstlerinde, aracında, özel kağıtlarında ve eşyasında yapılan arama işlemidir. 2559 sayılı Polis Vazife ve Salahiyet Kanunu'nun 9. maddesinde ve Adli ve Önleme Aramaları Yönetmeliği'nin 18-26. maddelerinde düzenlenmiştir.

Önleme aramasına karar verilebilmesi için tehlikenin somut ve öngörülebilir olması gerekir. PVSK bu nitelikteki tehlike halini "makul sebep" olarak ifade etmektedir. Makul sebep, konunun uzmanı olan kişi tarafından değerlendirilen olgulardır. Makul şüphe ise sıradan bir kişinin yapacağı değerlendirmeye dayanmaktadır.

Önleme araması ancak kanunda öngörülen yerlerde yapılabilir. Buna göre önleme araması; toplantı ve gösteri yürüyüşlerinin yapıldığı yer veya yakın çevresinde, özel hukuk tüzel kişileri ile kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşları veya sendikaların genel kurul toplantılarının yapıldığı yerin yakın çevresinde, halkın topluca bulunduğu veya toplanabileceği yerlerde, eğitim ve öğretim kurumlarının idarecilerinin talebiyle yüksek öğretim kurumlarının içinde ve yakın çevreleri ile giriş ve çıkışlarında, umumi veya umuma açık yerlerde, her türlü toplu taşıma araçlarında ve seyreden taşıtlarda yapılabilecektir. Konutta, yerleşim yerinde ve kamuya açık olmayan özel işyerlerinde ve eklentilerinde hiçbir şekilde önleme araması yapılması mümkün değildir.

Anayasa'nın 20. maddesi sadece adli aramalarda değil, özel yaşama müdahale oluşturan tüm aramalarda uygulanma olanağına sahiptir. Bu nedenle önleme araması idari bir işlem olsa da kural olarak hakim kararıyla yapılmalıdır. Gecikmesinde sakınca bulunan hallerde mülki amir yazılı emir verebilir.

Önleme aramasında gece ile ilgili bir istisna bulunmadığından her zaman yapılması mümkündür. Önleme araması, mahiyeti gereği en kısa zamanda tamamlanmalıdır.

VII. ADLİ ARAMA İLE ÖNLEME ARAMASI ARASINDAKİ TEMEL FARKLAR
Adli arama ile önleme araması arasındaki en temel fark, adli aramanın bir koruma tedbiri olarak suç şüphesine dayanması, önleme aramasının ise idari bir tedbir olarak tehlikeye dayanmasıdır. Adli arama, bir suçun işlendiği izlenimini veren halin öğrenilmesinden sonra başvurulan adli nitelikli bir işlem iken, önleme araması suç öncesi alanda kolluğun idari görevi kapsamında yapılmaktadır.

Başlangıçta suç işlenmesinin önlenmesi düşüncesi olsa bile, suç şüphesi ortaya çıktığı andan itibaren yapılacak durdurma ve arama adli bir nitelik taşıyacaktır. Örneğin, terör olaylarının yoğun olarak yaşandığı bir şehrin girişinde, terör örgütü mensuplarının şehre gizlice girdiğinin bilindiği bir durumda, araçların durdurulup aranması önleme amaçlıdır. Ancak araçlardan birinin kontrol noktasında durmayıp kaçması halinde bir suç şüphesi ortaya çıktığından bu aracın takip edilerek durdurulup aranması adli bir işlemdir.

VIII. ARAMANIN HUKUKA AYKIRILIĞI VE SONUÇLARI
Aramanın hukuka aykırı olması, arama karar veya emrinin ya da aramanın icrasının hukuka aykırı olması anlamına gelmektedir. Hukuka aykırılık, bir hukuk kuralının uygulanmaması veya yanlış uygulanmasıdır. Hukuka aykırılık belirlenirken pozitif hukuk kurallarına ve temel hak ve hürriyetlere ilişkin evrensel hukuk ilkelerine aykırılık bulunup bulunmadığı gözetilmelidir.

Hukuka aykırı aramanın ceza muhakemesi hukuku açısından sonucu, arama sonucunda elde edilen delillerin hükme esas alınamamasıdır. 5271 sayılı CMK'nun 217. maddesinde hakimin ancak hukukun izin verdiği yöntemlerle elde edilen delilleri dikkate alabileceği hüküm altına alınmıştır. Aynı kanunun 206. maddesinde kanuna aykırı olarak elde edilen delillerin reddedileceği belirtilmiştir.

Hukuka aykırı aramanın maddi ceza hukuku bakımından yaptırımı, eylemin suç teşkil etmesidir. TCK'nun 120. maddesinde hukuka aykırı olarak bir kimsenin üstünü veya eşyasını arayan kamu görevlisinin üç aydan bir yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılacağı öngörülmüştür. Ayrıca, hukuka aykırı arama, devletin ve kamu görevlilerinin tazminat sorumluluğunu da gündeme getirebilir. CMK'nun 141. maddesinde aramanın amacıyla orantılı olmayacak biçimde ölçüsüz gerçekleştirilmesi durumunda kişilerin maddi ve manevi zararlarını devletten isteyebilecekleri öngörülmüştür.

YARGITAY KARARLARI
1. Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 25.11.2014 Tarihli Kararı (E. 2013/9-610, K. 2014/512)

Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun bu kararında, göçmen kaçakçılığı suçuna ilişkin olarak, Doğubayazıt’tan İstanbul’a gidecek olan plaka sayılı yolcu otobüsünde sahte para, mülteci ve kaçak eşya bulunduğu şeklinde bir suçun işlendiği izlenimini veren bir hali öğrenen kolluğun, 5271 sayılı CMK'nun 2/e, 161 ve 2559 sayılı PVSK'nun Ek 6. maddeleri uyarınca derhal Cumhuriyet savcısına olayı haber verip emri doğrultusunda soruşturma işlemlerine başlaması gerektiği belirtilmiştir. Olaydan 8 gün önce verilmiş mevcut önleme araması kararına dayanılarak usulüne uygun adli arama emri veya kararı alınmadan yapılan arama işleminin açıkça hukuka aykırı olduğu, bu arama sonucunda elde edilen delillerin hükme esas alınamayacağı vurgulanmıştır.

2. Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 25.11.2014 Tarihli Kararı (E. 2013/9-841, K. 2014/513)
Yine aynı tarihte verilen bu kararda, terör örgütüne silah sağlama suçu bakımından, önleme araması kararına istinaden yapılan ilk aramada araçta dürbün ve jeneratör bulunması ve sanığın ağabeyinin silahlı terör örgütü üyesi olduğu bilgisinin edinilmesi üzerine somut suç şüphesi ve emarelerinin ortaya çıktığı, bu aşamadan sonra 5271 sayılı CMK kuralları uyarınca derhal Cumhuriyet savcısına haber verilip adli arama emri veya kararı alınması gerektiği ifade edilmiştir. Mevcut önleme araması kararına dayanılarak yapılan ikinci ve üçüncü aramaların, ayrıca sanığın 2-3 saat bekletilerek önleme aramasının mahiyeti gereği en kısa sürede tamamlanması gerektiği ilkesine aykırı davranılmasının hukuka aykırılık teşkil ettiği ve bu şekilde elde edilen delillerin hükme esas alınamayacağı karara bağlanmıştır.

3. Yargıtay 10. Ceza Dairesi'nin 16.12.2025 Tarihli Kararı (E. 2025/6442, K. 2025/13560)
Uyuşturucu madde ticareti yapma suçuna ilişkin bu kararda, hakkında daha önce adli işlem yapılan ve görevlilerce tanınan sanığın, plakası belirtilen araç ile uyuşturucu madde getireceği bilgisi üzerine kaçarken yakalanması ve elindeki poşette uyuşturucu madde ele geçirilmesi olayında, dosyada usulüne uygun olarak verilmiş adli arama kararı veya adli arama emri bulunmadığı anlaşıldığından, 5271 sayılı CMK'nun 116, 117 ve 119. maddelerine uygun şekilde alınmış adli arama kararı veya emrinin bulunup bulunmadığının araştırılması ve sonucuna göre sanığın hukuki durumunun belirlenmesi gerektiği, eksik araştırmaya dayanılarak hüküm kurulmasının hukuka aykırı olduğu belirtilmiştir.

4. Yargıtay 10. Ceza Dairesi'nin 20.10.2025 Tarihli Kararı (E. 2025/2257, K. 2025/10230)
Uyuşturucu madde ticareti suçuna ilişkin bu kararda, ihbar tutanağına göre açık kimlik bilgileri ve motor plakası öğrenilen ve suç konusu uyuşturucu maddeyi sattığı bilgisi alınıp hakkında somut suç şüphesi oluşan sanığın, fiziki takip sonucu yakalanarak emniyete götürülmesi ve önleme arama kararı uyarınca üzerinde yapılan aramada uyuşturucu madde ele geçirilmesi olayında, sanığın üstünün aranabilmesi için CMK'nun 116 ila 119. maddeleri uyarınca alınmış adli arama kararı ya da Cumhuriyet savcısının yazılı arama emri olup olmadığının araştırılması gerektiği, eksik araştırma ile hüküm kurulmasının hukuka aykırı olduğu belirtilmiştir.

5. Yargıtay 10. Ceza Dairesi'nin 20.03.2024 Tarihli Kararı (E. 2022/10580, K. 2024/16743)
Uyuşturucu madde ticareti suçuna ilişkin bu kararda, iletişimin tespiti kararı ile takip altında bulunan ve bu dinleme içeriklerine göre arama yapılan olayda suçüstü halinin varlığından söz edilemeyeceği gibi önleme arama kararı ile de arama yapılamayacağı dikkate alınmıştır. 5271 sayılı CMK'nun 2/e, 161 ve 2559 sayılı PVSK'nun Ek 6. maddeleri uyarınca Cumhuriyet savcısına derhal olayın haber verilip yazılı emri doğrultusunda soruşturma işlemlerine devam edilmesi ve sanığa ait valizde CMK'nun 116 ve 119. maddeleri uyarınca arama yapılması gerektiği, önleme arama kararı ile yapılan aramanın aykırı olduğu ve bu arama ile elde edilen delilin yasak delil niteliğinde olup hükme esas alınamayacağı karara bağlanmıştır.

6. Yargıtay 10. Ceza Dairesi'nin 19.02.2026 Tarihli Kararı (E. 2025/6047, K. 2026/1893)
Uyuşturucu madde ticareti suçuna ilişkin bu kararda, hakkında uyuşturucu madde sattığına dair ihbarlar yapılan sanığın kimlik bilgileri, aracı ve ikamet adreslerine dair bilgiler edinilerek somut suç şüphesi oluştuğu aşamada, önleme araması kararı mevcutken aracında uyuşturucu madde ele geçirilmesi olayında, 5271 sayılı CMK'nun 116, 117 ve 119. maddelerine uygun şekilde adli arama kararı veya yazılı adli arama emri alınmadan önleme araması kararına dayanılarak yapılan aramanın hukuka aykırı olduğu, bu şekilde elde edilen uyuşturucu maddenin hem suçun maddi konusu hem de delili olarak hükme esas alınamayacağı belirtilmiştir.

YARGITAY KARARLARININ DEĞERLENDİRİLMESİ
Yargıtay Ceza Genel Kurulu ve Yargıtay'ın çeşitli Ceza Daireleri, konuya ilişkin istikrar kazanmış içtihatlarında, somut suç şüphesinin ortaya çıktığı olaylarda önleme araması kararına dayanılarak adli arama yapılamayacağını, bu şekilde yapılan aramaların hukuka aykırı olduğunu ve bu arama sonucunda elde edilen delillerin hükme esas alınamayacağını açıkça vurgulamıştır. 

Ceza Genel Kurulu'nun 25.11.2014 tarihli kararlarında 5271 sayılı CMK'nun 2/e, 161 ve 2559 sayılı PVSK'nun Ek 6. maddeleri uyarınca bir suçun işlendiği izlenimini veren bir hali öğrenen kolluğun derhal Cumhuriyet savcısına olayı haber verip emri doğrultusunda soruşturma işlemlerine başlaması gerektiği, usulüne uygun adli arama emri veya kararı alınmadan önleme araması kararına dayanılarak yapılan aramanın açıkça hukuka aykırı olduğu belirtilmiştir. Yine aynı kararlarda, önleme aramasının mahiyeti gereği en kısa zamanda tamamlanması gerektiği, kişilerin uzun süre bekletilerek önleme araması adı altında defalarca aranmasının da hukuka aykırılık teşkil ettiği ifade edilmiştir. 

Yargıtay 10. Ceza Dairesi'nin 2025-2026 tarihli güncel kararlarında da, hakkında somut suç şüphesi oluşan kişilerin üstünün veya araçlarının aranabilmesi için CMK'nın 116 ila 119. maddeleri uyarınca alınmış "adli arama kararı" ya da "Cumhuriyet savcısının yazılı arama emri" olması gerektiği, önleme araması kararına dayanılarak yapılan aramanın hukuka aykırı olduğu ve ele geçen delillerin mahkûmiyete esas alınamayacağı yönünde kararlar verilmiştir. 

Özetle, Yargıtay'ın yerleşik içtihatlarına göre, somut suç şüphesinin doğduğu ve adli soruşturma aşamasının başladığı her olayda, önleme araması kararıyla delil elde edilmesi mümkün değildir; bu yönde yapılacak işlemler hukuka aykırı olup, elde edilen deliller "yasa dışı delil" niteliğindedir ve hükme esas alınamaz.

WhatsApp Icon